Puantiye desen ile nostaljik şıklık

 
Kezban Karagöz’ün haberi  
   
Bol trendli bir kışı yavaş yavaş geride bırakıyoruz. İndirimler artık son günlerini yaşıyor. Birçok mağazada ilkbahar-yaz koleksiyonları çoktan yerini aldı. 2011 yaz sezonunda göze çarpanlar arasında puantiyeler de var. Geçmişi yâd etmeye devam ettiğimiz son yıllarda puantiye dalgası bize nostaljik bir yaz yaşayacağımızın habercisi.

Kış aylarında anlam veremediğimiz bir şekilde öne çıkan smokinli kadın görüntülerinden sonra şık ve zarif puantiyeler açıkçası insanı rahatlatıyor. Hanımefendi bir şıklık vaat eden puantiyeli yaz şimdiden içimizi açtı. Ayrıca gelecek kış da puantiyeler olacak. Markaların Pre-Fall koleksiyonları (gelecek kış neler olacağına dair fikir edinmemizi sağlayan ön koleksiyon) bunun habercisi. Marc Jacobs’un Pre-Fall koleksiyonu adeta puantiyeye adanmış. İstanbul Moda Haftası’nda Gizia defilesinde de gri kumaşlar üzerine dore baskılı puantiyeli elbiseler, ceketler oldukça şıktı.

***

Büyüyen puantiyeler

Hayatımızda her zaman yeri olan bir desen puantiye. Çoğumuzun dolabında bir parça var. Fakat 2011 yazında puantiyeler büyüdü. İrileşen puantiyelerde öne çıkan renkler siyah, beyaz, lacivert, kırmızı.

Giyerken dikkat: Puantiye desen, şık ve zarif olduğu kadar risklidir de. Bu yıl puantiyeler büyük olduğu için eteklerde ve elbiselerde kullanırken dikkat edin. Zira yuvarlak desen sizi daha geniş gösterebilir.

Eşarplar puan puan: Valentino, Miu Miu, Aker, Arancia gibi eşarp markaları da yeni tasarımlarında puantiyeyi bolca kullanmış. Kimi zaman rengarenk kimi zaman pudra tonlarda kullanılan puantiye desenli eşarplar özellikle ceketlere çok yakışıyor.

***

Nasıl giymeli?

Puantiye deseni aynı kombinde ikiden çok parçada kullanmamak gerekir. Gereğinden çok puantiye kullanırsanız ortaya göz yoran bir sonuç çıkar. Dahası abartılı ve zevksiz bir kombinasyon elde etmiş olursunuz.

Açık renk tonlarda kullanırsanız, örneğin pudra tonlarda, resmi bir duruşunuz olur.

Eğer kiloluysanız etek, pantolon gibi parçalarda özellikle de büyük baskılı puantiyelerden kaçının.

Çizgili elbiseler puantiyenin en şık dostu. Çizgili bir bluzu puantiye desenli etekle tamamlayabilirsiniz. Ayrıca puantiye kemerler de çizgili elbiselere hareket katıyor.

Kıyafetlerde puantiye kullanma konusunda tereddüt ediyorsanız; ufak bir adımla başlayın. Eşarptan takıya, çantadan ayakkabıya bu yaz her şeyde puantiye olacak.

Eğer canlı tonlarda puantiyeler seçerseniz küçük baskılı olanları

kullanmaya dikkat edin. Diğer şekilde oldukça rüküş bir görüntü ortaya çıkabilir.

Büyük puantiyeler, bluzlarda daha kullanışlı olabilir. Koyu renk tonları özellikle iş hayatında tercih edebilirsiniz.

Kemerler puantiyelerin şıklığını vurgular. Puantiye elbiselerinizi sezonun modası ince kemerlerle tamamlayabilirsiniz. Fiyonk kemerler ise puantiye kıyafetin favorisi.

Puantiye desenli kıyafetlere en yakışan kumaşlar ise ipek, saten, şifon. Özellikle blazer ceketlerinizin içinde çok rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Lacivert-beyaz puantiyeli gömlekleri kırmızı bir parça ile yakıştırdığınızda şık bir bütünlük elde edebilirsiniz.

Valonlu kesimler ise puantiye kıyafetlerin en şık temsilleri. Bir hırka ile bile kullandığınızda sade bir şıklık elde edebilirsiniz.

ZAMAN-CUMARTESİ

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bu bilgiler saç kurtarıyor!

Sağlıklı ve gür görünen saçlar, güzelliğimizin tamamlayıcısı. Bu nedenle dökülmeye başladıklarında hemen herkeste ‘Hepsi dökülecek mi’ kaygısı yaşanıyor. Uzmanlara göre; günde 50-100 saç telinin dökülmesi olağan bir  durum ve telaşlanmamıza neden olmamalı. Ancak saç kaybı gittikçe artıyorsa ve saçlarda incelme olmuşsa, tehlike sinyali olabilecek bu belirtileri önemsememiz şart! Peki, saçlarımız neden dökülüyor? En önemlisi de özellikle kadınların  kabusu haline gelebilen bu sorunun önüne geçmek ve yeniden gür  saçlara kavuşmak mümkün mü? Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar, saç dökülmesi ile ilgili merak edilen tüm soruları  yanıtlıyor.

Günde kaç tel saç dökülürse durum vahimdir?

Günde 50 – 100 adet saç telinin dökülmesi normal olarak kabul ediliyor. Ancak uyguladığınız bakımlara rağmen saçlarınız bir aydan uzun süre dökülüyorsa, mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurun.

Modern çağ, saç döker diyorlar, doğru mu?

Aslında günümüzde saç dökülmesinde çok da büyük bir artış yok. Ancak çalışma ve yaşam koşulları nedeniyle kariyer sahibi bazı kadınlar, bu sorunu daha çok yaşayabiliyorlar. Bunun da nedeni; iş yaşamından kaynaklanan stres, bakımlı görünmek amacıyla saçlara sıkça yapılan boya ve fön gibi zarar veren uygulamalar, kullanılan doğum kontrol hapları. Ayrıca kadınlarda tiroit sorunundaki artış da, saç dökülmesinde bir başka önemli nedeni oluşturuyor.

Saçlar kendini  yeniler mi?

Hemen her yetişkinde ortalama 100 – 150 bin adet saç bulunuyor ve bunlar ayda ortalama 1 santim uzuyor. Her bir saç teli için büyüme evresi ortalama 4 yıl. Ancak bir kısım saç telleri büyürken, bir kısmı da yaklaşık 3 ay süren dinlenme evresinde oluyor. Son evreye giren saç dökülüyor.

SAÇINIZI ÇOK  SIKI TOPLAMAYIN

Dökülmeye karşı nasıl bir tedavi yürütülüyor?

Hastanın aşırı diyet yaptığı tespit edilirse, protein ve vitaminden zengin beslenmesi öneriliyor. Hastanın öyküsü ve yakınmaları doğrultusunda; demir, çinko, biotin eksikliği, tiroit veya başka bir hastalıktan kaynaklanabileceği düşünülerek kan tetkiklerine başvurulabiliyor.

Fön çektirmek zararlı mı?

Sık sık fön çektirmeyin. Saçlarınıza en fazla haftada bir fön çektirin ve sıkı toplamaktan da kaçının. Çünkü saç diplerine etki eden çekme gücü travmatik saç dökülmesine neden olabiliyor.

Haftada kaç gün yıkamak gerekir?

Saçları sık yıkamak, derideki koruyucu bakterileri yok ederek kepeklenmeye daha da önemlisi saç dökülmesine neden oluyor. En sağlıklısı, saçları haftada 3 gün yıkamak. Ayrıca saçlarınızı çok sıcak su yerine ılık su ile yıkamaya özen gösterin.

İstediğimiz şampuanı kullanabilir miyiz?

Yağlı saçları kuru saç formülü, kuru saçları da yağlı saç formülü ile yıkamaktan kaçının. Saçınız yağlı ise daha sık, örneğin 2 günde bir yıkayın. Çünkü saçlar yağlanırsa, daha çok dökülür.

SIK ARALIKLI TARAK KULLANMAYIN

Fırça kullanmak sakıncalı mı?

Sık ve sert fırça kullanmayın. Aksi halde saçlarınızın dökülmesine neden olursunuz. Saçlarınızı zarar vermeyecek yapıda olan, tercihen kıl fırça ile tarayın. Sık aralıklı tarak kullanmayın.
Kuruturken dikkat edilmesi gereken bir şey var mı?

Saçlarınızın havlu veya saç kurutma makinesiyle değil, mümkünse doğal halinde kurumasını sağlayın. Nemliyken taramamaya da dikkat edin. Çünkü nemli saç daha dayanıksız olduğu için daha kolay dökülebiliyor.

Kışın mı, yazın mı bakımı artırmalı?

Saç bakımını yaz-kış ihmal etmeyin. Ancak yaz aylarında ekstra bakım uygulamalısınız. Çünkü yaz aylarında güneş, havuz ve deniz saçları yıprandırıyor. Bu aylarda saçlarınıza daha fazla bakım uygulayın.
Saç maskelerinin  yararı var mı?

Kesinlikle… Özellikle haftada 2 kez yapılan saç maskeleri, saçlarınızın güçlenmesinde son derece yarar sağlıyor. Örneğin badem yağı ile E ve B vitamini içeren ampullerin karıştırılmasıyla elde edilen maske, saçlarınız için birebir.

Jöle ve saç köpüğünü nasıl kullanmalıyız?

Jöle ve saç köpüğünü saçınızda uzun süre tutmayın. Saçınıza jöle, saç köpüğü veya briyantin gibi ürünler uyguladıysanız, gece yatmadan önce saçınızı mutlaka yıkayın.
Beslenmemize dikkat etmeli miyiz?

Bilinçsiz yapılan aşırı veya şok diyetler vitamin-mineral eksikliğine neden olarak saçı dökebiliyor. Saçlarınızı güçlendirmek için dengeli ve saçın ana maddesi keratinin yapı taşı olan proteinden zengin beslenmelisiniz. Vitamin ile mineral ağırlıklı beslenmeyi de ihmal etmeyin.
Boyanın bir zararı var mı?

Perma, boya ve düzleştirme gibi saçlarınıza zarar veren işlemlerin sık sık yapılması da saçların zayıflayıp kırılmalarına yol açıyor.

Saç dökülmelerine karşı yöntemler
MEZOTERAPİ: Derinin orta tabakasına enjeksiyon ile yapılan bir tedavi şekli. Mezoterapi, uygulanan tedaviyle saç diplerindeki kıl köklerini besleyerek saçların canlanmasını sağlıyor.

İLAÇLAR: Tablet şeklinde ağızdan, bazıları ise losyon şeklinde olan ilaçlar saçı kökünden besleyip nemlendiren, yaşlanma karşıtı buğday tohumu yağı içerikli ve bunlara ek olarak aminoasit,  E vitamini, B vitamini, çinko, magnezyum, yağ asitleri ile antioksidanlar içeriyor. Son derece faydalı olan ilaçların en az 3 ay süreyle kullanımları gerekiyor.

TONİK VE LOSYONLAR: Tonik ve losyonlar da saç dökülmesinde oldukça yarar sağlıyor. Ancak bu ürünlerin mutlaka bir cilt hekimi tarafından önerilmesi gerekiyor.

Sarışınlarda daha fazla saç teli olur

- Tek bir saç telinin kalınlığı 0.02 mm – 0.04 mm arasıdır.
- Sarışınlarda,   kızıl veya koyu renkli olanlara göre daha çok saç teli bulunur.
- Kafa derisinde ortalama 100 bin saç teli bulunur.
-  Saçlar günde 0.35 milimetre, ayda yaklaşık 1 santimetre uzar.
- Ömür boyunca sahip olacağınız saç folikülleri anne karnındaki bebeğin  6. ayı civarında oluşur.

 AKŞAM-CUMARTESİ

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İşte bebek bekleyen kadının çantası

Nursena Yıldız’ın haberi

Bebeğimiz için:

2 adet body (mevsime göre kollu-kolsuz)
2 adet tulum veya hastane çıkışı takım
Bebek bezi
Biberon ve emzik
Kalınca bir örtü (altını değiştirirken sermek üzere)
Şapka
Eldiven
Pişik kremi ve pudra
Delikli, yumuşak bir battaniye veya pike
Islak mendil
Gazlı bez
Mevsime bağlı özelliklerde çorap ve patik
Yine mevsime bağlı olarak yelek veya hırka

Anne için:

2 adet önden düğmeli gecelik
Bol miktarda pamuklu iç çamaşırı
Sabahlık Havlu
Göğüs ucu pedler
Göğüs ucu koruyucu krem
Kişisel bakım ürünleri, diş fırçası macunu
Çorap
Rahat bir terlik

nsyildiz@hotmail.com
Bizim Aile Dergisi‘nin Şubat 2011 sayısından alıntılanmıştır…

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Türkiye’nin yüzde 93′ünün önemsediği değer

Türkiye genelinde yapılan araştırmada, yüzde 50,2 oranında kadınlar, 49,8 oranında da erkeklerle görüşüldü. Görüşülenlerin yüzde 70′i evli, yüzde 57,6′sının ailesi de 4-5 ve daha fazla kişiden oluşuyor.

Sorunlarda önce aileye gidiliyor

Araştırmaya katılanların yüzde 83,7′si maddi ve manevi sorunlar olduğunda ilk olarak aileye başvurulması gerektiğini düşünüyor. Ailesinin iyiliği için her türlü sıkıntıya katlanabileceğim ifade edenlerin oranı ise yüzde 90,3. Ankete katılanların 4′te 3′ü medyaya yansıyan ümitsiz toplum görüntüsünün aksine hayatlarından memnun olduklarını ifade etti. Katılımcıların yüzde 99,3′ü en çok aileyi önemsiyor.

Aldatma asla affedilmez

Evlilik, sadakat ve eşler arasındaki ilişkiye yönelik ifadelerin de incelendiği araştırmada, katılımcıların yüzde 89′u evliliğin temelinde sadakat olduğuna inanıyor.

Sadakati zedeleyici davranışlar hem erkekler hem de kadınlar için uygun görülmezken, ”Kadının aldatması asla affedilemez” ifadesi yüzde 82,4, ”Erkeğin aldatması asla affedilemez” ifadesi ise yüzde 72,2 oranında destekleniyor. Katılımcıların yüzde 82,2′si evlilik dışı cinsel ilişkinin asla kurulmaması gerektiğini söylüyor, Türkiye genelinde ankete katılanların yüzde 82.4′i ise evlenmeden çocuk sahibi olma fikrine karşı.

Geleneksel kadın rolünden memnunlar

Araştırmaya göre, geleneksel kadın rollerine en çok erkekler, 55 yaş üstündekiler ve Kuzeydoğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayanlar önem veriyor. Ailenin dini ve manevi değerlere sahip olması gerektiği düşüncesini ise en çok 35 yaşın üstündeki kadınlar ile özellikle Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde yaşayanlar önemsiyor.

Ailenin reisi erkektir

Katılımcıların yüzde 66,4′ü ailenin reisinin erkek olduğunu belirtirken yüzde 61′i de ailenin geçiminde erkeği sorumlu tutuyor. Araştırmada katılımcıların özellikle ailede kadına yönelik şiddeti desteklemediği belirlenirken, görüşülen kişilerin yüzde 16,4′ü kadının itaat etmediğinde kocası tarafından dövülebileceğini, yaklaşık 4′te biri ise kadının kocasının tokadını sineye çekmesi gerektiğini düşünüyor.

Kadının gör evi ev işi ve çocuk

Katılımcıların yüzde 50,8′i “Bir kadının asıl görevi çocuk bakımı ve ev işleridir” görüşünü destekliyor. Öte yandan, görüşülen kişilerin yüzde 64,1 ‘i ev işlerinde kadın kadar erkeğin de sorumlu olduğunu ifade ediyor

Flört kızlar için tuzak

Öte yandan görüşülenlerin yüzde 40,8′i kızların flört etmesinde sakınca gör-j mediğini belirtirken, yüzde 42,3′ü flörte karşı çıkıyor. Bazıları da flörtü kızlar için bir tuzak olarak ‘ algılıyor. “Evli erkekler
çapkınlık yapabilir” ‘ diyenlerin oranı ise yüzde 20,3.

BUGÜN

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İstanbul Valiliği’nde kadın protestosu

”Kadın cinayetleri politiktir” yazılı pankartlar taşıyan platform üyeleri, İstanbul Valiliği önünde toplandı.

Burada platform üyeleri adına açıklama yapan Sıla Gemicioğlu, Türkiye’nin farklı şehirlerinde son 3 günde 4 kadının öldürüldüğünü, katledilen kadınların yakınlarını ve sevenlerini çetin ve sonu görünmez bir yargılama sürecinin beklediğini ifade etti.

Kadın cinayetinin, Türk Ceza Kanunu’nda nitelikli halden sayılmadığını belirten Gemicioğlu, şunları kaydetti:

”Evlendikten ya da evden ayrıldıktan sonra annesi, babası, kardeşleri ve akrabaları tarafından korunmasız bırakılan kadınlar, devletten de muhatap bulamamaktadırlar. Ya katledilmekte ya da sığındıkları yerlerde, korku içinde yargılama sürecini takip etmektedirler. Kadın cinayetlerinde sorumlu tüm resmi makamlara ve özellikle Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’a bir kez daha sesleniyoruz. Katilleri korumayın, davaların sonuna kadar takipçisiyiz.”

Platform üyeleri basın açıklamasının ardından dağıldı.

AA

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

New York Moda Haftası’na Türk damgası- GALERİ

.

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yerli ‘Huffington’lar yakın takipte

Sibel Cingi’nin haberi

Amerikan internet şirketi AOL’nin ABD’nin en fazla okunan haber bloğu Huffington Post’u 315 milyon dolara satın alması

gözleri blok sitelerine çevirdi. Dünyada hatırı sayılır bir güce kavuşan blog siteleri, Türkiye’de de ‘altın çağını’ yaşıyor. Özellikle kriz döneminde işsiz kalan ya da çoçuğu olduktan sonra profesyonel iş hayatına veda etmek zorunda kalan beyaz yakalıların kurduğu blog siteleri tıklanma rekorları kırıyor ve para basıyor.

Arianna Huffington’un 2005 yılında 1 milyon dolara kurduğu haber bloğuna biçilen 315 milyon dolarlık değer, henüz Türkiye’deki haber blogları için uzak bir hayal olarak görülse de kadınların kurduğu yemek ve moda blogları yatırımcıları peşinde sürüklüyor.

1.5 milyon blog var

Türkçe blog sayısının ise 1.5 milyona yaklaştığı tahmin ediliyor. Türkiye’de blog dünyasınının hakimi ise kadınlar. Özellikle kriz döneminde Türkiye’de blog sayısında patlama olduğunu belirten blog sahipleri, elde ettikleri kazançlardan da oldukça memnun. Blogerlar, “Aylık maaşımızın kat kat üstünde para kazanıyoruz. Artık biz gitmiyoruz firmalar bize geliyor. Sponsorluk ya da ortaklık teklifi yağıyor” diyor.

Hâkimiyet moda ve yemekte Nilüfer Türkoğlu, haberciliği ile blog dünyasında yerini aldı. Türkoğlu’nun 8 ay önce kurduğu hippikiz.com’da life style her türlü haber yer alıyor. Türkoğlu, kısa sürede gençlerin ağırlıkta olduğu aylık 15 bin takipçiye ulaştığını belirtiyor. hippikiz’ın takipçisi çok ama geliri ise henüz yok. Türkoğlu’na göre bunun nedeni de moda ve yemek siteleri gibi haber sitelerinin henüz reklamverenin ilgi alanına girmemesi.

Firmalar artık kapımızda kuyruk

www. mutfaksirlari.com Türkiye’nin en çok takip edilen blog sitelerinden biri. Kurucusu Nilay Tulum siteyi 4 yıl önce yayına soktu. İş yeriyle evinin İstanbul’un iki ayrı yakasında olması ve ünlü bir ismin yemek kitabındaki tariflerin hiç tutmaması Nilay Tulum’u harekete geçiriyor. Yönetici asistanlığı görevinden ayrılan Tulum, harıl harıl yemek tarifleri üzerinde çalışıyor ve blog sitesini açıyor. “Yönetici asistanlığı yaparken kazandığımın kat be kat üstünde kazanıyorum” diyen Tulum, işleri daha da ilerleterek evine bir fotoğraf stüdyosu bile kuruyor. 50 bin aktif takipçisi olduğunu belirten Tulum, “Sponsorluk, siteyi ve fotoğrafların haklarının satın almak üzere birçok teklif alıyorum. Ama bu site benim çocuğum gibi fiyat biçemediğim için bu tekliflere sıcak bakmıyorum” diyor.

Türkiye’nin kurabiyecisi oldu Gonca Gündüz Cebeci mimar, kardeşi Didem Gül Gündüz ise reklamcı… İki kardeşin blog macerası 2008 yılında başlıyor. Didem Gündüz’ün kurabiye yapımına olan ilgisi onlara ilham veriyor ve www.pembemerdane.com’u ve www.didobutikpasta.blogspot.com blogunu kuruyorlar. Kardeşlerin blog sitesi, hayal bile edemedikleri bir hızla büyüyor. Türkiye’nin her yerinden özel gün kurabiyeleri için sipariş aldıklarını belirten Cebeci, kariyer hedeflerini de bu alana yönelik yapıyor. Cebeci, “Bu öyle bir işki nasıl bir anda büyüdük biz bile anlamadık. Siparişlere yetişemiyoruz. Bu nedenle de birçok siparişi geri çevirmek zorunda kalıyoruz” diyor. Blog yazarlığının Türkiye’de her alanda etkin bir rol oynamaya başladığını belirten Cebeci, firmaların her açıdan yakın takibinde olduklarını söylüyor.

Son trendler Buse Terim’den

Son zamanların en çok takip edilen blog yazarlarında biri de Fatih Terim’in küçük kızı Buse Terim. http://buseterim.blogspot.com isimli moda blogunun yazarı olan Buse Terim, son tredleri aktarıyor. Buse Terim’in bloğu günde 4 binin, ayda ise 200 binin üzerinde tıklanıyor. Buse Terim, nasıl bloger olduğunu sitesinde şöyle anlatıyor: “Hayatıma yön vermeye çalışırken kendimi bu sihirli dünyanın içinde buldum. Yazmayı, gördüğüm şeyleri paylaşmayı çok sevdim o yüzden buralardan uzun süre ayrılmayı düşünmüyorum.”

En iyi blog ödülü Yeşilbahar’ın

Altın Örümcek Web Ödülleri’nde geçen yılın en iyi blog ödülünün sahibi de bir kadın: Natalie Yeşilbahar. Türkiye’de bilişim, internet ve mobil yaşam üzerine gelişmeleri blog’unda paylaşan Yeşilbahar, verdiği bir röportajda “Ne iş yapıyor olursanız olun internet dünyasında görünürlüğünüzün olması ve ulaşılabilirlik önem taşıyor. Blog’um sayesinde ortak proje gerçekleştirebileceğimiz kişiler bana ulaşmaya başladı. Blog yazarak ilgili olduğunuz konularla kendinizi ‘etiket’lemiş oluyorsunuz. Örneğin blog sayesinde, çevremdekilerin kafasında ‘satış, iş geliştirme, internet, mobil’ etiketlerine sahip oldum” diyor.

Üç blogger’dan biri üniversite mezunu

Blog dünyasının nabzını tutan Technorati şirketinin istatistiklerine göre günde 50 binden fazla yeni blog sitesi yaratılıyor. JupiterResearch’ün araştırmasına göre de dünyada blog sitesi sahiplerinin yarısının yıllık geliri 60 bin doların üzerinde.

Türkiye’de yapılan bir araştırmada her üç blogerdan birinin üniversite mezunu ya da üniversite öğrencisi olduğunu gösterdi.

Dünya çapında yapılan araştırmalara göre blog takipçileri ortalama 3.5 saatini bu işe ayırıyor.

24 saat uyumayan internet sitesi

9 Mayıs 2005’te yayına giren Huffington Post haber sitesinin başarısı ciddi siyasi haberleri magazinle harmanlamasına dayanıyor. Huffington Post’u dünyanın en etkin siteleri arasına sokan etkenler ise şöyle:

Politik haberlere mizahi yaklaşım. 2008 Başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan yardımcısı Sarah Palin’in internet fenomeni haline gelmesinde Huffington Post’un payı büyük. Site Palin’in gaflarını ve videolarını açılış sayfasında sık sık yer vermişti.

Günde 600- 1000 arasında siteye özel haber.

Son dakika gelişmelerini anında ve analizle verme.

İnternet üzerinde hangi haberlerin konuşulduğunu takip etmekle görevli editörler.

Teknik ekibin dünyanın dört bir yanından seçilmiş olması. Böylece farklı zaman dilimlerindeki olaylar da anında girilebiliyor. Site ‘uyumuyor’.

Yazıişleri ve teknik ekibin yenilik için devamlı işbirliği içinde çalışması.

Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde hızla yayılabilecek haberlere öncelik verilmesi.

Yüksek profilli yazarların çok az ücret karşılığında siteye katkı yapmaları.

RADİKAL

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ortadoğu’nun en büyük evlilik fuarı açıldı

 
Ortadoğu’nun en büyük evlilik fuarı 2011 Evlilik Fuarı Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta açıldı.

En modern tasarımların sergilendiği fuarda gelinlik ve damatlıkların yanı sıra sağdıç ve gelin anneleri için özel giysiler de beğeniye sunuldu. Gece kıyafetleri, mücevher ve geceliklerin de görücüye çıktığı fuara, modacılar, mücevher şirketi sahipleri, güzellik uzmanları, çiçek firmaları sahipleri ve fotoğrafçılar yoğun ilgi gösteriyor.

Bir ziyaretçi yaptığı açıklamada, “Burada her yıl bu alanda faaliyet gösteren büyük firmalar ürünlerini sergiliyorlar. Burada evlilik ve düğünle ilgili herşey bulabilirsiniz.

Çok çeşitli düğün pastalarının stantlarda yer aldığı fuarda ayrıca yemek şirketleri, düğün organizatörleri, çiçek dekorasyoncuları, düğün hediyesi firmaları, seyahat acenteleri, ışık-müzik animasyonları, fotoğraf ve video hizmetleri, davetiye firmaları, kuaför ve makyaj uzmanları da bulunuyor.

250′den fazla standın yer aldığı fuar 6 Şubat tarihine kadar gezilebilecek. Fuarı 60 binden fazla kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.

 
 

İHA

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

2011 Türkiye’sinde kadına hâlâ yer yok

Başbakanlık’a bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce hazırlanan Türkiye’de Kadının Durumu Aralık 2010 raporuna göre, halen 4 milyona yakın kadın okuma-yazma bilmiyor. Bunların 2,5 milyonu 50 ve üzeri yaş grubunda bulunurken, 6-24 yaş arasında 220 bin kadın okuma yazma bilmiyor.

Kadınlar için pozitif ayrımcılık maddelerinin getirildiği yasal düzenlemelere yer verilen Raporda, eğitim alanında kadınların durumunun ortaya koyuldu. Raporda, Türkiye nüfusunun yüzde 8′ini oluşturan okuma-yazma bilmeyenlerin büyük kısmını kadınların oluşturduğu belirtildi.

”Yıllar içinde okuryazarlık oranı sürekli artmasına rağmen henüz hedeflenen noktaya ulaşılamadığı” vurgulanan raporda, halen 4 milyona yakın kadının okuma-yazma bilmediğine işaret edildi. Raporda, okuma yazma bilmeyenlerin 2,5 milyonunu 50 ve üzerindeki yaş grubunun oluşturduğu, 6-24 yaş grubunda ise okuma yazma bilmeyen 220 bin kadın bulunduğu ifade edildi.

Yaş faktörü dikkate alındığında toplumsal cinsiyet uçurumunun azaldığı belirtilen raporda, 2006 yılında, 15-24 yaş arası kadınların okumaz yazmazlık oranının yüzde 5.9 iken, bu yaş grubundaki erkeklerin okumaz yazmazlık oranının yüzde 1.6 olarak kaydedildiği vurgulandı. Genele bakıldığında, okuma yazma bilmeme oranının her 2 cinsiyet içinde ”genç yaş gruplarından ileri yaş gruplarına”, ”kentsel nüfustan kırsal nüfusa” ve ”Batı bölgelerden Doğu bölgelerine” gidildiğinde, artış sergilediği, ancak, bu değişkenlerin her koşulda kadınlar üzerindeki etkisinin erkekler üzerindeki etkisinden daha büyük olduğu vurgulandı.

Raporda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2009 verilerine de yer verildi. Buna göre, okuma yazma bilmeyen 4 milyon 672 bin 257 kişinin 3 milyon 757 bin 203′ü kadın. Okuma yazma bilen fakat bir okuldan mezun olmayan kadınların sayısı ise 6 milyon 933 bin 483. Bu grupta da 6 milyon 583 bin 731 erkek yer alıyor.

İlkokul mezunu kadınların oranı ise erkeklerden fazla. Türkiye’deki ilkokul mezunu 18 milyon 523 bin 823 kişinin 9 milyon 586 bin 552′si kadın. Erkek ilkokul mezunları ise 8 milyon 937 bin 271. Ortaokulu bitiren 1 milyon 9 bin 764 kadın, 1 milyon 786 bin 153 erkek, lise ve dengi okullardan mezun olan 4 milyon 376 bin 541 kadın, 6 milyon 2 bin 688 erkek bulunuyor.

Yüksekokul veya fakülte mezunu 4 milyon 320 bin 813 kişinin bulunduğu nüfusun 1 milyon 786 bin 379′unu kadınlar, 2 milyon 534 bin 434′ünü erkekler oluşturuyor. Yüksek lisans mezunları arasında 112 bin 983 kadının, 166 bin 285 de erkeğin yer aldığı görülürken, doktora mezunlarının 34 bin 201′ini kadınlar, 61 bin 301′ini de erkekler teşkil ediyor.

Nüfusun 3 milyon 32 bin 457′sinin nereden mezun olduğu ise bilinmiyor.

-ÜST POZİSYONLARDA ERKEK EGEMENLİĞİ DEVAM EDİYOR-

İsteğe bağlı okul öncesi eğitimde 2009-2010 öğretim yılında 980 bin 654 çocuk bulunuyor. Bu çocukların 469 bin 527′sini (yüzde 47.9) kız çocukları oluşturuyor. Rakamlarına göre, 3-5 yaş grubu okullaşma oranı toplamda yüzde 26.9. Bu yaş grubunda kız çocuklarının yüzde 26.5′i, erkek çocukların ise yüzde 27.3 okullaşmış durumda. 4-5 yaş grubunda toplamda yüzde 38.5 olan okulöncesi oranı; kız çocukları için yüzde 37.9, erkek çocukları için ise yüzde 39.2 olarak gerçekleşti.

İlköğretim kademesinde toplam okullulaşma oranı son 10 yılda artış gösterdi. 1997-1998 öğretim yılında ilköğretim kademesi net okullaşma oranı toplamda yüzde 84.7 iken, erkek ve kız çocukları için bu oran sırasıyla yüzde 90.3 ve 79 olarak kaydedildi. 2009-2010 öğretim yılına gelindiğinde ise, net okullaşma oranı yüzde 98.17′ye yükseldi. Erkek ve kız çocukları için net okullulaşma oranı sırasıyla yüzde 98.47 ve 97.84 olarak gerçekleşti.

-EN DÜŞÜK OKULLAŞMA BİTLİS’TE-

İlköğretimde kız çocuklarının okullaşma oranının en düşük olduğu iller Bitlis (yüzde 84.27), Van (yüzde 84.57) ve Hakkari (yüzde 85.05), en yüksek olduğu iller ise Ankara (yüzde 99.31), İzmir (yüzde 99.18) ve Mersin (yüzde 99,01) olarak belirlendi. Geç kayıtlar, bitirmeden ayrılanlarla başta kızlar olmak üzere kırsal kesimdeki çocukların eğitime erişimindeki sorunlar, okullaşma oranının istenilen düzeyde artmasını engelledi. Özellikle okul terklerinin kız çocukları arasında erkek çocuklarına göre daha yüksek olduğu, 5. ve 6. sınıflarda bu oranın yoğunlaştığı görülüyor.

Ortaöğretimde 2009-2010 öğretim yılında net okullaşma oranı yüzde 64.95 iken, bu oran erkekler için yüzde 67.55, kızlar için yüzde 62.21 olarak hesaplandı. Buna göre, ortaöğretime devam eden 4 milyon 240 bin 139 öğrencinin yüzde 45.7′sini kız çocukları oluşturuyor.

2009-2010 yılı itibariyle 3 milyon 529 bin 334 üniversite öğrencisinin yüzde 44′ü (1 milyon 566 bin 701), yüksek lisans ve doktora programlarına devam eden öğrencilerin ise yüzde 46.8′sı kız öğrenci.

Mesleki kursları bitirenlerin yüzde 54.2′sini, sosyo-kültürel kursları bitirenlerin yüzde 53′ünü ve okuma-yazma kurslarını bitirenlerin de yüzde 67.5′ini kadınlar oluşturuyor.

-KADIN AKADEMİSYEN ÇOK, YÖNETİCİ YOK-

Akademik personelde ise kadının durumuna bakıldığında Profesör, Doçent, Yardımcı Doçent, Öğretim Görevlisi, Araştırma Görevlisi ve Okutman kadroları içinde kadın oranının birçok ülkeden daha yüksek olduğu (yüzde 38,7) görülüyor. Raporda, bu oranın çok önemli olmasına karşın rektör (yüzde 5.2) ve dekanlık (yüzde 15.3) gibi üst pozisyonlarda erkek egemenliğinin devam ettiğine işaret ediliyor.

-OKUL ÖNCESİ EĞİTİM VE İLKÖĞRETİM ÖĞRETMENLİĞİNDE KADIN AĞIRLIĞI-

2009-2010 öğretim yılında, okulöncesi eğitimde çalışan 42 bin 716 öğretmenin yüzde 95′i (40 bin 647), ilköğretimde çalışan 485 bin 677 öğretmenin yüzde 52′si (252 bin 729), ortaöğretimde çalışan 206 bin 862 öğretmenin ise yüzde 41.9′u (86 bin 688) kadınlardan oluşuyor.

Son yıllarda ilköğretim kademesindeki kadın öğretmen sayısının önemli oranda arttığı gözlendiği belirtilen raporda, kimi koşullarda ailelerin kız çocuklarını okutmalarına karşı oluşturdukları direnci okuldaki öğretmenin kadın olmasının kırabilmesi açısından artışın önemli olduğuna işaret edildi. Öğretmenler ve okul müdürlerinin öğrenciler için birer rol modeli olduğu ve hayatlarına önemli etkide bulunduğu ifade edilen raporda, kadın öğretmenlerin sayısındaki artış gibi kadın okul müdür ve müdür yardımcılarının da sayısının artmasının gerektiğini vurgu yapıldı.

Öte yandan, eğitim yöneticisi konumundakiler arasında kadınların oranı çok düşük olduğu vurgulanan raporda, okullarda yönetim kadrolarında bulunan 58 bin 835 kişiden sadece 5 bin 298′inin (yüzde 8.98) kadın, 53 bin 537′sinin ise (yüzde 91.02) erkek olduğu kaydedildi.

-HEDEF, 2 YILDA YÜZDE 100 OKULLAŞMA-

Raporda, Eğitimde Türkiye’nin hedefinin, 2013 yılına kadar kız ve erkek çocuklar için okullulaşma oranını yüzde 100′e ulaştırmak olduğu ifade edildi.

Zorunlu ilköğretimin 8 yıla çıkmasından sonra, Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBO) sayısının 3 kattan fazla artarak okullardaki kız öğrenci kontenjanının yükseltildiği belirtilen raporda, 2009-2010 öğretim yılı itibariyle 589 YİBO’da 58 bin 222′si kız olmak üzere 150 bin 330 çocuğun eğitim gördüğü belirtildi.

2009-2010 öğretim yılında ”Taşımalı İlköğretim Uygulaması”ndan 323 bin 971′i kız öğrenci olmak üzere 667 bin 475 çocuğun faydalandığı belirtilen raporda, ”Ana Kız Okuldayız Okuma Yazma Kampanyası”na 8 Eylül 2008′den 1 Aralık 2010′a kadar 934 bin 627 kişinin katıldığı, bunlardan 519 bin 774′ünün okuryazarlık belgesi aldığı bildirildi.

-SAĞLIKTA HİZMET AÇIĞI ERKEKLERE GÖRE DAHA FAZLA-

Ergenlik çağından başlayarak her dönemde daha fazla sağlık hizmetine gereksinim duyan kadınlar için hizmet açığının erkeklere göre daha fazla olduğuna işaret edilen raporda, özellikle üreme sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı.

Anne ölüm oranının 100 bin canlı doğumda 18.2 olduğu belirtilen raporda, anne ölümlerinin önlenmesi için doğum öncesi bakım hizmetlerinden yararlanmaları gerektiği ifade edildi. Raporda, genelde yüzde 92 olan doğum öncesi bakım alma oranının, kırsal yerleşim yerlerinde yüzde 84′e; Doğu’da ve eğitimsiz anneler arasında yüzde 80′nin hemen altına; 6 ve daha fazla çocuğu olan anneler arasında ise yüzde 72′ye gerilediği belirtildi.

Sağlık alanında 2008 yılına ait toplam doğurganlık, çocuk ölüm hızı gibi veriler yanında, Sağlık Bakanlığınca önümüzdeki dönemde kadınlara yönelik sağlık hizmetlerinin artırılmasına ilişkin hedeflerine yer verildi.

”KADIN VE KIZ ÇOCUKLARININ YAŞAMLARININ HER ALANINDA GELİR DAĞILIMINDAKİ BOZULMADAN EN FAZLA ETKİLENEN GRUP OLDUĞU AÇIKTIR. GELİRİN, DOLAYISIYLA YAŞAM STANDARTLARININ DÜŞÜŞÜ KADINLARI BİR YANDAN DAHA ÇOK MARJİNAL İŞLERDE ÇALIŞIP AZALAN GELİRİ ARTIRMAYA ZORLARKEN, DİĞER YANDAN, EV İÇİ ÜRETİME AYIRDIKLARI ZAMANI ARTIRMIŞTIR”

Türkiye’de Kadının Durumu 2010 Aralık raporuna göre, 100 kadından sadece 12.8′i kendi hesabına ve işveren konumunda bulunurken, 51.1′i herhangi bir ücret ya da yevmiye karşılığında, 34.8′i de ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce hazırlanan” Türkiye’de Kadının Durumu 2010 Aralık Raporu”nda kadınların eğitim, sağlık, çalışma hayatı, siyasete katılımdaki durumlarıyla şiddet konusundaki sorunları ele alındı.

Sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir unsuru olan kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olduğuna işaret edilen raporda, ayrıca katılım oranlarının yıllara göre azalma gösterdiği belirtildi.

Kanunlardaki eşitlikçi yapıya rağmen, kadının niteliksel gelişimini ve işgücü piyasasına girişini sağlayacak gerekli mekanizmaların oluşamamasının bu düşüşün önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkati çekilen raporda, Türkiye’de kadın istihdamının temel sorun alanlarından biri olarak varlığını sürdürdüğü ifade edildi. Raporda, kadınların işgücüne katılma oranının 1990′da yüzde 34.1, 2002 yılında yüzde 26.9, 2004 yılında yüzde 25.4, 2009 yılı için yüzde 26 olarak gerçekleştiği kaydedildi.

Rapora göre, kentteki kadınlara oranla (yüzde 22.3) kırsal alanda daha çok kadın işgücüne katılıyor (yüzde 34.6) gibi görünse de kırdaki 100 kadından 84′ü tarım kesiminde ve bunların yüzde 77′si herhangi bir ücret almaksızın ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor.

Türkiye geneline baktığımızda 2009 yılı verilerine göre kadın istihdam oranı yüzde 22.3 iken AB-15′te yüzde 60.4, AB-27′de yüzde 59.1. Türkiye’de istihdama katılan kadınların yüzde 41.7′si tarım sektöründe, yüzde 14.6′sı sanayi sektöründe, yüzde 43.7′si ise hizmetler sektöründe çalışıyor. İşteki durumları açısından bakıldığında 100 kadından sadece 12.8′i kendi hesabına ve işveren konumunda, 51.1′i herhangi bir ücret ya da yevmiye karşılığında ve 34.8′i ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor.

Göç unsuru çerçevesinde köyde işgücü içinde görülen kadın kente geldiğinde yeterli eğitim ve mesleki bilgi-beceriye sahip olmaması nedeniyle kent işgücü piyasasına giremiyor. İşgücü dışında kalarak genellikle ev kadını oluyor. İşgücüne katılmayan 100 kadından 62′si işgücüne katılmama nedeni olarak ‘ev kadını’ olmalarını gösteriyor. Bu olgu hem kırda hem de kentte kadının işgücüne katılımını azaltıyor. ayrıca gelir azlığı nedeniyle çalışmak zorunda olan kadın, sosyal güvencesiz düşük statülü-gelirli işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Sanayi sektörü, özellikle imalat sanayi halen kadın işgücünün oldukça sınırlı olduğu bir sektör olma özelliğini koruyor. Bu na karşılık, tekstil, gıda, hazır giyim gibi emek yoğun sanayi dalları için kadınlar tercih edilen işgücü konumunda.

Rapora göre, istihdamda yer alan 100 kadından 58′i herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmaksızın çalışıyor, bunların da yüzde 56′sını ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar oluşturuyor. Ücretli veya yevmiyeli çalışan kadınların yüzde 26.6′sı, işveren kadınların yüzde 31.2′si, kendi hesabına çalışan kadınların yüzde 91.2′si herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmaksızın görev yapıyor.

-KAYITDIŞI ÇALIŞMA-

Rapora göre, kayıtdışı çalışma Türkiye genelinde yüzde 43.8 oranında. Kayıtdışı çalışma kırsal yerlerde yüzde 68 (kadın yüzde 87.6, erkek yüzde 57.3) ve kentsel yerlerde yüzde 30.9 (kadın yüzde 34.8, erkek yüzde 29.7). Bu oran tarımsal faaliyetlerde yaklaşık yüzde 85.7 iken, tarım dışı faaliyetlerde yaklaşık yüzde 30. Bu durum, kayıtdışılığın daha çok kırsal bölgelerde tarımsal faaliyetlerle uğraşanlarda özellikle de ücretsiz aile işçilerinde yoğunlaştığını gösteriyor. Kayıtdışı olarak ücretsiz aile işçisi konumunda tarımsal faaliyetlerle uğraşanların yüzde 21.9′unu erkekler, yüzde 78.1′ini kadınlar oluşturuyor.

Kentte yaşayan en az lise mezunu olan genç kadın nüfusundaki işsizlik oranı yüzde 20.8, aynı durumda olan erkekler için ise yüzde 12.6. Raporda, eğitimsiz ve donanımsız kadının yanında eğitimli ve genç kadın nüfusta da işsizlik oranlarının yüksek olmasının, kadın istihdamında yaşanan sorunlar açısından önemli bir gösterge olduğu belirtildi. Bu durumun büyük ölçüde gelir dağılımına da yansıdığına işaret edilen raporda, ”Kadın ve kız çocuklarının yaşamlarının her alanında gelir dağılımındaki bozulmadan en fazla etkilenen grup olduğu açıktır. Gelirin, dolayısıyla yaşam standartlarının düşüşü kadınları bir yandan daha çok marjinal işlerde çalışıp azalan geliri artırmaya zorlarken, diğer yandan, ev içi üretime ayırdıkları zamanı artırmıştır” ifadelerine yer verildi.

-”EV KADINLARINA İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK SINIRLI KALIYOR”-

Kadın emeğine vasıf kazandırabilmek için örgün eğitim yanında bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik yaygın eğitime ihtiyaç bulunduğu belirtilen raporda, belli iş ve mesleklerin ”kadınlara uygun işler” olarak toplumsal kabul görmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşük tutulması gibi bazı ayrımcılık örnekleriyle karşılaşıldığına işaret edildi.

Türkiye’de bir işyerinde çalışmasına rağmen sigortalı olmayan çok sayıda kadın bulunduğu vurgulanan raporda, ev kadınlarına isteğe bağlı sigortalılık olanağı sağlayan uygulamanın ise primlerin yüksekliği, prim ödemede eşe bağımlı olma ve yeterli bilgi sahibi olmama gibi nedenlerle sınırlı kaldığı kaydedildi.

Çalışma yaşamına girebilen kadınların çalışma yaşamlarını kısa bir dönemde bitirmesi veya kariyerde yükselme doğrultusunda tüm potansiyelini ortaya koyamamasının temel nedeninin, ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda yaşadıkları sorunlar olduğuna dikkati çekilen raporda, kadınların aile yaşamında çocuk bakımı yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri kocasıyla veya devletle paylaşmak durumunda olduğu, ancak Türkiye’de kreş gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumlarının yeterli sayıya ulaşmadığı ifade edildi.

-”SİYASETE KATILIM KADININ STATÜSÜ İÇİN GEREKLİ”-

Günümüzde kadın siyasal katılımının hala erkeklerle eşit düzeye gelemediğine işaret edilen raporda, özellikle seçilme hakkından yararlanma ve siyasal karar mekanizmalarında yer alma konusunda cinslerarası eşitsizliğin çok belirgin bir biçimde varlığını sürdürdüğü ve kadınların erkeklerin çok gerisinde kaldığı vurgulandı.

Kadınların siyasal karar mekanizmalarında eksik temsilinin, demokrasinin anlamına uygun bir biçimde çalışmasına imkan bırakmadığı, ”yönetime katılma” konusunda da, cinslerarası eşitsizlik sorununu gündeme getirdiği belirtilen raporda, ”Kadınların karar alma süreçlerine eşit katılımı sadece adalet ve demokrasi talebi olmakla kalmayıp aynı zamanda kadının statüsünün geliştirilmesinin de gerekli bir koşuludur. Kadının her düzeyde yönetime faal katılımı sağlanmadan ve karar almanın bütün düzeylerine eşitlikçi toplumsal cinsiyet ana yaklaşımı yerleştirilmeden kalkınma ve çağdaşlık hedeflerine ulaşılamayacaktır” görüşüne yer verildi.

Kadınların siyasal karar mekanizmalarında eksik temsilinin bir başka olumsuz sonucunun da, kadın statüsü konusunda kendisini gösterdiğine işaret edilen raporda, kadının yer almadığı karar mekanizmalarında kadın sorunlarına duyarlılığın yeterince oluşmadığı, dolayısıyla kadın statüsünü yükseltecek yeterli çözümlere ulaşılamadığı ifade edildi.

Yerel yönetimlerde kadın temsilinin sınırlılığına da işaret edilen raporda, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde, 44 kadının il belediye başkanlıklarına, 321 kadın da ilçe ve belde belediye başkanlıklarına aday gösterildiği, Türkiye genelindeki toplam 2 bin 948 belediye başkanının sadece 27′sinin (yüzde 0.9) kadın olduğu hatırlatıldı. Bu kadınlardan sadece 2′sinin il belediye başkanı olduğuna değinilen raporda, 31 bin 790 Belediye Meclis üyesininse bin 340′ının (yüzde 4.21) kadınlardan oluştuğu belirtildi.

-UZMANLIK GEREKTİREN MESLEKLERDE KADININ ADI VAR-

Kadınların uzmanlık alanlarındaki başarılarını da gösteren rapora göre, Türkiye’de uzmanlık gerektiren mesleklerde kadın oranları oldukça yüksek düzeyde. Üniversitelerde kadın öğretim elemanı oranı yaklaşık yüzde 41.5. Profesörler içerisinde kadın oranı yüzde 27.4, doçentlerde kadın oranı yüzde 31.6, öğretim görevlileri arasında kadın oranı ise yüzde 38.5. Ayrıca, 154 üniversitenin 8′inde kadın rektör görev yapıyor.

Kadınların bürokrasi içerisinde üst düzey karar verici konumlarda yer almasının oransal olarak düşük olduğu belirtilen raporda, bürokraside üst düzey yöneticilerin yüzde 93′ünün erkek, yüzde 7′sinin kadın olduğu kaydedildi.

Bütün dünyada erkeklerin egemen olduğu diplomatik görevlerde Türk Dışişlerinde görev yapan 110 Büyükelçiden 11′inin kadın olduğu belirtilen raporda, Türkiye’de kadın vali bulunmadığına, 464 vali yardımcısından 10′unun, 801 Kaymakam’ın 13′ünün, 261 kaymakam adayının ise sadece 8′inin kadın olduğuna işaret edildi.

Üst düzey bürokraside kadının durumuna da yer verilen rapora göre, 20 müsteşar içerisinde sadece Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı kadın. Bakanlıklarda 61 erkek, 2 de kadın Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapıyor. 42 kurum genel müdürünün, Bakanlık bünyesindeki 96 genel müdürün 5′eri kadın. 384 genel müdür yardımcısından 36′sı, 959 daire başkanından ise 139′u kadın. TÜİK 2008 verilerine göre, savcıların yüzde 5.2′si, hakimlerin ise yüzde 28′i kadınlardan oluşuyor.

-ŞİDDET, KADINLARDA KORKU VE GÜVENSİZLİK YARATIYOR-

Kadına yönelik şiddet konusunun de ele alındığı raporda, şiddetin, özellikle ekonomik açıdan kaynakları kıt olan toplumlarda daha belirgin olarak görüldüğü kaydedildi.

Şiddetin, ne biçimde olursa olsun kadınların hayatına korku ve güvensizliği soktuğu, temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını engellediğine işaret edilen raporda, özellikle aile içi şiddetin, yaygınlığı tam olarak bilinemeyen, aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve önlenmesi güç bir olgu olarak ortaya çıktığı vurgulandı.

Türkiye’de de kadına yönelik şiddetin, tüm dünyada olduğu gibi hala en önemli sorun alanlarından biri olarak görüldüğü belirtilen raporda, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce 2008 yılında yapılan Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması sonuçlarına yer verildi.

Raporda, ayrıca kadına yönelik şiddetle mücadele için getirilen yasal düzenlemelerle, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumlarca yapılan çalışmalar hakkında da bilgiler yer aldı.

AA

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sao Paoula Moda Haftası’nın gözde modelleri- Galeri

.

Kadın Haberleri kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın